Posts Tagged ‘ldl’

Niasine Bağlı Krom NBC-Krompolinikolinat

Eser elementtir.
İnsülinin etkinliğini artırır.
Diyabet hastalarında kan şekeri dalgalanmalarını önleyerek normalize eder.
Eksikliğinde insülin toleransı bozulur,serum kolesterol düzeyleri yükselir.
Düşük Cr koroner arter hastalığı için belirleyici risk faktörüdür.
Krom’un günlük önerilen dozu sağlıklı birey için 50-70 µg’dır, günlük güvenilir üst sınır 1000 µg’ dır.(1000 mcg 1 tablet exodex te bulunan kromun 5 katıdır)
Üst limit tanımlanmamıştır.

Kromyum bileşikliklerinin toksisiteleri 2002 yılında Toxicology’de yayınlanan bir gözden geçirme makalesinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Yapılan araştırmalarda 6 değerli kromyumun toksik ve mutajenik olduğu, 3 değerli kromyumun ise non-toksik ve non-mutajenik olduğu bildirilmiştir.
Bununla beraber kromyumun pikolinata bağlı formalarının pikolinat kökü nedeni ile toksisiteye ve mutajeniteye yol açabildiği söylenirken, niasine bağlı kromyumun hiçbir toksisite ya da mutajenitiye neden olmaz, güvenilirliği, etkinliği ve biyoyararlanımının daha yüksektir.

Krom, kompleks molekül Glukoz tolerans faktör (GTF)’ün aktif bir komponenti olarak tanımlanmıştır.
Kromun etkisinin GTF ile bağlantılı olduğu ve insülin reseptörlerinin sayısını ve reseptöre bağlanmayı artırdığı ve insülinin etkisini potansiyalize ettiği gösterilmiştir.
Cr eksikliği olan diyabetiklerde Cr suplemantasyonunun diyabetin semptomlarını iyileştirdiği çalışmalarda gösterilmiştir.
Araştırmacılar krom kullanımının açlık ve postprandiyal glukoz seviyelerini düşürdüğünü, yorgunluğu, aşırı susamayı, ve fazla miktarda idrara çıkma davranışını azalttığını yaptıkları çalışmalarda göstermişlerdir.
Krom sağlıklı kişilerde kan glukoz ve insülin düzeyini etkilemez.

Yapılan araştırmalarda günde 200µg kromyum suplementasyonunun hiperglisemisi olan kişilerde glukoz toleransını, insülin ve glukagon metabolizmasını iyileştirdiği yaptıkları çalışma ile göstermişlerdir.

Klinik vaka çalışmaları kromyum eksikliğinin hiperglisemi, artmış lipid seviyeleri ve atheroskleroza neden olduğunu göstermiştir.
Daha önceden yapılan çalışmalarda Cr (III) suplementasyonunun yükselmiş kolesterol, trigliserit seviyelerini düşürebildiği ve HDL seviyesini ise artırdığı gösterilmiştir.
NBC’un insan ve hayvanlarda kan kolesterolünü ve lipid seviyelerini düşürmedeki etkinliği ve güvenilirliği gösterilmiştir

Bu araştırma sonuçları Kromun glukoz ve lipid metabolizmasını düzenleyici etkileri olduğunu göstermektedir.

Hiperlipidemi ve hiperkolesterinemi kardiyovasküler risk faktörleri arasında en çok üzerinde durulanlardandır.

Özellikle popülasyonda sıklıkla görülmesi kolesterol düşürücü ilaçların sıklıkla kullanılmasına yol açmaktadır.

Ancak kolesterol düşürücü ilaçların karaciğer ve kas dokusunda ciddi yan etkileri oluşabilmektedir.

Bu nedenle kolesterol düzeyini etkin bir şekilde düşürürken yan etkisi olmayan doğal metotların geliştirilmesi önem kazanmıştır

 

Grape Seed Proantosiyanidinleri

Çok güçlü antioksidan oldukları için uzun yıllardır ateroskleroz progesyonunun baskılanması için kullanılmaktadır.
E vitamininden 20,
C vitamininden 50 kat daha güçlü antioksidan etkilidir.
Ateroskleroza neden olan endotel disfonksiyonunu önler ve endotel fonksiyonlarını düzeltir.
Miyokardiyal iskemi reperfüzyon hasarında çıkan ve kardiyak aritmileri arttıran hidroksil radikali oluşumunu,
Aktive nötrofillerden süperoksit anyonu yapımı ve lipid
peroksidasyonunu önler.
Vitamin C ve E’nin oksidanlarla dejenere olarak biyoyararlanım
kaybını minimale indirirler

Nontoksik ve non mutajeniktir, herhangi bir yan etki oluşturmaz

Proanthocyanidinler, LDL oksidasyonunu azaltarak, trombositlerde ve makrofajlarda siklooksijenaz ve lipooksijenaz enzimlerini inhibe ederek ve trombotik olayları azaltarak korunma sağlar.

Epidemiyolojik çalışmalarda kırmızı şarap kullanımının koroner kalp hastalığı insidensini azalttığının gösterilmesi bu teoriyi desteklemektedir.

Çok sayıdaki klinik çalışma kırmızı şarapta ki proantocyanidinlerin lipid peroksidasyonu ve kardiyovasküler hastalıklar üzerine olan etkilerini incelemiştir.

GSPE içerisindeki Proanthocyanidinlerin antioksidan etkileri ile LDL oksidasyonunu azaltarak, HDL ve plazma apoliprotein A-1 konsantrasyonunu arttırarak, insanlarda kardiyovasküler hastalık riskini azaltmaktadırlar.

Aynı zamanda Proanthocyanidinler hücrelerde farklı mekanizmaları ve maddeleri etkileyerek anti-atherosklerotik etkiler oluşturmaktadırlar.

Proanthocyanidinler damar endotel hücrelerinde; NF (nükleer transkripsiyon faktörü) aktivasyonunu ve doku faktörü ekspresyonunu down regüle eder, trombosit agregasyonunun inhibisyonunu sağlar ve endotele bağımlı NO sentezinin artırır; oluşturduğu bu etkilerle vazodilatasyona neden olarak anti-atherosklerotik etkiler göstermektedirler.

Özetle GS Proantosiyanidinleri

Endotel hücre membranına adsorbe olarak peroksinitratın toksisitesini önler,

Ksantin oksidaz inhibisyonu ile süperoksit yapımını baskılar,

NO ve prostasiklin (PGI2) yapımını arttırarak ve ET-1 etkisini baskılayarak,

Trombosit agregasyonunu azaltarak,

Endotel fonksiyonlarını iyileştirerek,

Kardiyoprotektif ve ateroprotektif etkileri ortaya çıkarırlar.

Günümüze değin yapılan pek çok araştırmada Vitis Vinifera Proanthocyanidin ekstresinin [GSPE; Grape seed Proanthocyanidin ekstresi] yüksek biyoyararlanımının olduğu ve serbest radikaller ile oluşan lipid peroksidasyonu ve DNA hasarını önlemede doza bağımlı olarak C, E, ve -karoten gibi vitaminlerden daha fazla koruma sağladığı gösterilmiştir.
Sonuç olarak Exodex tablet içerisinde bulunan güçlü antioksidan etkili Proanthocyanidinler güçlü sitoprotektif etki gösteren maddelerdir

 

Kardiyovasküler Hastalıklar

Serbest radikaller ve oksidatif stres; konjestif kalp yetmezliği, kalp kapağı hastalıkları, kardiyomiyopati, kardiyak hipertrofi, atheroskleroz ve iskemik kalp hastalıklarının dahil olduğu kardiyovasküler hastalık patolojilerinde önemli rol oynamaktadırlar.

Oksidatif stres sonucu açığa çıkan serbest radikallerin neden olduğu lipoprotein oksidasyonu kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda en önemli basamaklardan biridir.

Yağ içeriği fazla olan besinlerin tüketiminden sonra, dolaşımdaki trigliseritten zengin lipoproteinler hızlı şekilde lipoprotein lipaz enzimi ile hidrolize edilerek serbest yağ asitlerine (FFA) ve gliserole dönüştürülür.

Serbest yağ asitleri; hücrenin enerji kaynağı ve lipid biyosentezinde substrat olarak kullanılmalarına rağmen damar endotelyumuna bağlanarak endotel hücre disfonksiyonuna ve köpük hücre oluşumuna neden olan temel faktörlerdendir.

Lipid hidroperoksit radikalleri aracılı oluşan LDL oksidasyonu aterosklerozun başlamasına neden olan temel mekanizmalardandır.

Ateroskleroz arterlerin iç duvarlarında yağlı plakların ortaya çıktığı ve daha sonra kan akımının bozulduğu bir arter hastalığıdır.

Ateroskleroz için tanımlanmış risk faktörleri arasında, genetik yatkınlık, beslenme ve yaşam tarzı, sigara kullanımı, yüksek kan basıncı, diyabet, dolaşımdaki yağ ve kolesterol seviyeleri ve kronik vasküler inflamasyon varlığını gösteren moleküllerin dolaşımda bulunması sayılabilir.

Kardiyovasküler hastalıklar dünyada temel ölüm sebeplerindendir.

Çok sayıda kardiyovasküler olaylar,
ateroskleroz oluşumundan sonra
oluşmaktadır.

Hiperkolesterineminin indüklediği atherosklerozda ve vasküler doku hasarında reaktif oksijen radikallerinin üretiminin artması ile oksidatif streste artma meydana gelmektedir.

Endotelyal disfonksiyon terimi; endotelyumun anti-inflamatuar ve anti-koagulan özelliklerinin değişmesi, makromoleküllere geçirgenliğinin artması, vasküler modülasyonunun azalması ve vasküler remodeling regülasyonunun bozulması gibi bir çok patolojik durum için kullanılmaktadır.

Bununla birlikte genel olarak bu terim damar duvarlarındaki NO biyoyararlanımının azalması ile endotele bağımlı gevşemenin bozulması olarak ifade edilmektedir.

Çok sayıda insan çalışmasında endotelyal disfonksiyonun ateroskleroz oluşumunda hazırlayıcı faktör olduğu gösterilmiştir.

Endotelyal disfonksiyon, yüksek kan basıncı, viral enfeksiyon, toksinler ve plazmada yüksek seviyede bulunan glukoz, kolesterol ve homosistein aracılı olarak kan akımında oluşan problemler ile birlikte artan mekanik hasar nedeniyle oluşmaktadır.

Aterosklerotik lezyonlardaki LDL’nin, lipid peroksidasyon ürünlerini içerdiği buna karşın bu molekülün sağlıklı damar hücrelerinde olmadığı gösterilmiştir.
Ayrıca atherosklerotik hastalığı olan hastaların plazmalarında yüksek oranda okside olmuş LDL ve buna karşı oluşan antikorlar bulunmuştur.
Düz kas hücrelerinde ve makrofajlarda kontrolsüz lipid ve kolesterol birikiminin köpük hücre oluşumuna yol açtığı ve aterosklerotik plak olumunun progresyonunda rol oynadığı bilinmektedir.