Kardiyovasküler Hastalıklar
Serbest radikaller ve oksidatif stres; konjestif kalp yetmezliği, kalp kapağı hastalıkları, kardiyomiyopati, kardiyak hipertrofi, atheroskleroz ve iskemik kalp hastalıklarının dahil olduğu kardiyovasküler hastalık patolojilerinde önemli rol oynamaktadırlar.
Oksidatif stres sonucu açığa çıkan serbest radikallerin neden olduğu lipoprotein oksidasyonu kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda en önemli basamaklardan biridir.
Yağ içeriği fazla olan besinlerin tüketiminden sonra, dolaşımdaki trigliseritten zengin lipoproteinler hızlı şekilde lipoprotein lipaz enzimi ile hidrolize edilerek serbest yağ asitlerine (FFA) ve gliserole dönüştürülür.
Serbest yağ asitleri; hücrenin enerji kaynağı ve lipid biyosentezinde substrat olarak kullanılmalarına rağmen damar endotelyumuna bağlanarak endotel hücre disfonksiyonuna ve köpük hücre oluşumuna neden olan temel faktörlerdendir.
Lipid hidroperoksit radikalleri aracılı oluşan LDL oksidasyonu aterosklerozun başlamasına neden olan temel mekanizmalardandır.
Ateroskleroz arterlerin iç duvarlarında yağlı plakların ortaya çıktığı ve daha sonra kan akımının bozulduğu bir arter hastalığıdır.
Ateroskleroz için tanımlanmış risk faktörleri arasında, genetik yatkınlık, beslenme ve yaşam tarzı, sigara kullanımı, yüksek kan basıncı, diyabet, dolaşımdaki yağ ve kolesterol seviyeleri ve kronik vasküler inflamasyon varlığını gösteren moleküllerin dolaşımda bulunması sayılabilir.
Kardiyovasküler hastalıklar dünyada temel ölüm sebeplerindendir.
Çok sayıda kardiyovasküler olaylar,
ateroskleroz oluşumundan sonra
oluşmaktadır.
Hiperkolesterineminin indüklediği atherosklerozda ve vasküler doku hasarında reaktif oksijen radikallerinin üretiminin artması ile oksidatif streste artma meydana gelmektedir.
Endotelyal disfonksiyon terimi; endotelyumun anti-inflamatuar ve anti-koagulan özelliklerinin değişmesi, makromoleküllere geçirgenliğinin artması, vasküler modülasyonunun azalması ve vasküler remodeling regülasyonunun bozulması gibi bir çok patolojik durum için kullanılmaktadır.
Bununla birlikte genel olarak bu terim damar duvarlarındaki NO biyoyararlanımının azalması ile endotele bağımlı gevşemenin bozulması olarak ifade edilmektedir.
Çok sayıda insan çalışmasında endotelyal disfonksiyonun ateroskleroz oluşumunda hazırlayıcı faktör olduğu gösterilmiştir.
Endotelyal disfonksiyon, yüksek kan basıncı, viral enfeksiyon, toksinler ve plazmada yüksek seviyede bulunan glukoz, kolesterol ve homosistein aracılı olarak kan akımında oluşan problemler ile birlikte artan mekanik hasar nedeniyle oluşmaktadır.
Aterosklerotik lezyonlardaki LDL’nin, lipid peroksidasyon ürünlerini içerdiği buna karşın bu molekülün sağlıklı damar hücrelerinde olmadığı gösterilmiştir.
Ayrıca atherosklerotik hastalığı olan hastaların plazmalarında yüksek oranda okside olmuş LDL ve buna karşı oluşan antikorlar bulunmuştur.
Düz kas hücrelerinde ve makrofajlarda kontrolsüz lipid ve kolesterol birikiminin köpük hücre oluşumuna yol açtığı ve aterosklerotik plak olumunun progresyonunda rol oynadığı bilinmektedir.


