Exodex
Posted in Exodex on 02/17/2010 02:59 am by exodex

Exodex Tablet içerisinde bulunan Grape Seed Proanthocyanidin Ekstresi (GSPE) ile doğal kilo kontrolü sağlanabilmektedir.
Diego ve ark. 2003 yılında Nutrition’da yayınlanan ve GSPE obezite tedavisinde lipaz inhibitörü olarak potansiyel kullanımı ile ilgili yaptıkları araştırma sonuçlarına göre, obezite tedavisinde lipaz inhibitörü olarak kullanılabileceğini göstermektedir
Exodex içeriği itibari ile beden-kilo dengesinin düzenlenmesinde önemli rol oynar, günlük alınan enerjiyi azaltır ve kilo vermek için kullanımını önerilmiştir.
Hayvan çalışmlarında niasine bağlı krom
uygulamasının ciddi kilo kaybına yol
açtığı gözlenmistir.
Ayrıca yapılan klinik çalışmada Niasine
Bağlı Krom’un genç obez kadınlarda
kilo kaybına neden olduğu gösterilmiştir
Sonuç olarak, obezite farklı çok sayıda metabolizma bozukluğa yol açarak kardiyovasküler ve koroner kalp hastalıklarının oluşma riskini artırmaktadır.
Exodex tablet içerisinde bulunan GSPE ve Niasine Bağlı Krom kilo kaybına yardımcı olarak, KVH riskini azaltmaktadır
Adipositlerde lipolitik etki artışı /Adipositleri aktive ederek yağ yıkımını arttırır.
Lipogenetik inhibisyon/ Yeni yağ hücresi ve böylece yağ dokusu oluşumunu engeller
Tüm bu etkiler ile yağ depolarının azalmasına neden olur
Türkiye’de 2004 yılında yapılan metabolik sendrom araştırmasında,
Toplumda metabolik sendrom görülme sıklığı %35
Kadınlarda (%41)
Erkekler (%29) olarak saptanmıştır.
60-69 yaş grubunda metabolik sendrom görülme
riskinin %62 olduğu saptanmıştır.
Eser elementtir.
İnsülinin etkinliğini artırır.
Diyabet hastalarında kan şekeri dalgalanmalarını önleyerek normalize eder.
Eksikliğinde insülin toleransı bozulur,serum kolesterol düzeyleri yükselir.
Düşük Cr koroner arter hastalığı için belirleyici risk faktörüdür.
Krom’un günlük önerilen dozu sağlıklı birey için 50-70 µg’dır, günlük güvenilir üst sınır 1000 µg’ dır.(1000 mcg 1 tablet exodex te bulunan kromun 5 katıdır)
Üst limit tanımlanmamıştır.
Kromyum bileşikliklerinin toksisiteleri 2002 yılında Toxicology’de yayınlanan bir gözden geçirme makalesinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Yapılan araştırmalarda 6 değerli kromyumun toksik ve mutajenik olduğu, 3 değerli kromyumun ise non-toksik ve non-mutajenik olduğu bildirilmiştir.
Bununla beraber kromyumun pikolinata bağlı formalarının pikolinat kökü nedeni ile toksisiteye ve mutajeniteye yol açabildiği söylenirken, niasine bağlı kromyumun hiçbir toksisite ya da mutajenitiye neden olmaz, güvenilirliği, etkinliği ve biyoyararlanımının daha yüksektir.
Krom, kompleks molekül Glukoz tolerans faktör (GTF)’ün aktif bir komponenti olarak tanımlanmıştır.
Kromun etkisinin GTF ile bağlantılı olduğu ve insülin reseptörlerinin sayısını ve reseptöre bağlanmayı artırdığı ve insülinin etkisini potansiyalize ettiği gösterilmiştir.
Cr eksikliği olan diyabetiklerde Cr suplemantasyonunun diyabetin semptomlarını iyileştirdiği çalışmalarda gösterilmiştir.
Araştırmacılar krom kullanımının açlık ve postprandiyal glukoz seviyelerini düşürdüğünü, yorgunluğu, aşırı susamayı, ve fazla miktarda idrara çıkma davranışını azalttığını yaptıkları çalışmalarda göstermişlerdir.
Krom sağlıklı kişilerde kan glukoz ve insülin düzeyini etkilemez.
Yapılan araştırmalarda günde 200µg kromyum suplementasyonunun hiperglisemisi olan kişilerde glukoz toleransını, insülin ve glukagon metabolizmasını iyileştirdiği yaptıkları çalışma ile göstermişlerdir.
Klinik vaka çalışmaları kromyum eksikliğinin hiperglisemi, artmış lipid seviyeleri ve atheroskleroza neden olduğunu göstermiştir.
Daha önceden yapılan çalışmalarda Cr (III) suplementasyonunun yükselmiş kolesterol, trigliserit seviyelerini düşürebildiği ve HDL seviyesini ise artırdığı gösterilmiştir.
NBC’un insan ve hayvanlarda kan kolesterolünü ve lipid seviyelerini düşürmedeki etkinliği ve güvenilirliği gösterilmiştir
Bu araştırma sonuçları Kromun glukoz ve lipid metabolizmasını düzenleyici etkileri olduğunu göstermektedir.
Hiperlipidemi ve hiperkolesterinemi kardiyovasküler risk faktörleri arasında en çok üzerinde durulanlardandır.
Özellikle popülasyonda sıklıkla görülmesi kolesterol düşürücü ilaçların sıklıkla kullanılmasına yol açmaktadır.
Ancak kolesterol düşürücü ilaçların karaciğer ve kas dokusunda ciddi yan etkileri oluşabilmektedir.
Bu nedenle kolesterol düzeyini etkin bir şekilde düşürürken yan etkisi olmayan doğal metotların geliştirilmesi önem kazanmıştır
Çok güçlü antioksidan oldukları için uzun yıllardır ateroskleroz progesyonunun baskılanması için kullanılmaktadır.
E vitamininden 20,
C vitamininden 50 kat daha güçlü antioksidan etkilidir.
Ateroskleroza neden olan endotel disfonksiyonunu önler ve endotel fonksiyonlarını düzeltir.
Miyokardiyal iskemi reperfüzyon hasarında çıkan ve kardiyak aritmileri arttıran hidroksil radikali oluşumunu,
Aktive nötrofillerden süperoksit anyonu yapımı ve lipid
peroksidasyonunu önler.
Vitamin C ve E’nin oksidanlarla dejenere olarak biyoyararlanım
kaybını minimale indirirler
Nontoksik ve non mutajeniktir, herhangi bir yan etki oluşturmaz
Proanthocyanidinler, LDL oksidasyonunu azaltarak, trombositlerde ve makrofajlarda siklooksijenaz ve lipooksijenaz enzimlerini inhibe ederek ve trombotik olayları azaltarak korunma sağlar.
Epidemiyolojik çalışmalarda kırmızı şarap kullanımının koroner kalp hastalığı insidensini azalttığının gösterilmesi bu teoriyi desteklemektedir.
Çok sayıdaki klinik çalışma kırmızı şarapta ki proantocyanidinlerin lipid peroksidasyonu ve kardiyovasküler hastalıklar üzerine olan etkilerini incelemiştir.
GSPE içerisindeki Proanthocyanidinlerin antioksidan etkileri ile LDL oksidasyonunu azaltarak, HDL ve plazma apoliprotein A-1 konsantrasyonunu arttırarak, insanlarda kardiyovasküler hastalık riskini azaltmaktadırlar.
Aynı zamanda Proanthocyanidinler hücrelerde farklı mekanizmaları ve maddeleri etkileyerek anti-atherosklerotik etkiler oluşturmaktadırlar.
Proanthocyanidinler damar endotel hücrelerinde; NF (nükleer transkripsiyon faktörü) aktivasyonunu ve doku faktörü ekspresyonunu down regüle eder, trombosit agregasyonunun inhibisyonunu sağlar ve endotele bağımlı NO sentezinin artırır; oluşturduğu bu etkilerle vazodilatasyona neden olarak anti-atherosklerotik etkiler göstermektedirler.
Özetle GS Proantosiyanidinleri
Endotel hücre membranına adsorbe olarak peroksinitratın toksisitesini önler,
Ksantin oksidaz inhibisyonu ile süperoksit yapımını baskılar,
NO ve prostasiklin (PGI2) yapımını arttırarak ve ET-1 etkisini baskılayarak,
Trombosit agregasyonunu azaltarak,
Endotel fonksiyonlarını iyileştirerek,
Kardiyoprotektif ve ateroprotektif etkileri ortaya çıkarırlar.
Günümüze değin yapılan pek çok araştırmada Vitis Vinifera Proanthocyanidin ekstresinin [GSPE; Grape seed Proanthocyanidin ekstresi] yüksek biyoyararlanımının olduğu ve serbest radikaller ile oluşan lipid peroksidasyonu ve DNA hasarını önlemede doza bağımlı olarak C, E, ve -karoten gibi vitaminlerden daha fazla koruma sağladığı gösterilmiştir.
Sonuç olarak Exodex tablet içerisinde bulunan güçlü antioksidan etkili Proanthocyanidinler güçlü sitoprotektif etki gösteren maddelerdir
Serbest radikaller ve oksidatif stres; konjestif kalp yetmezliği, kalp kapağı hastalıkları, kardiyomiyopati, kardiyak hipertrofi, atheroskleroz ve iskemik kalp hastalıklarının dahil olduğu kardiyovasküler hastalık patolojilerinde önemli rol oynamaktadırlar.
Oksidatif stres sonucu açığa çıkan serbest radikallerin neden olduğu lipoprotein oksidasyonu kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda en önemli basamaklardan biridir.
Yağ içeriği fazla olan besinlerin tüketiminden sonra, dolaşımdaki trigliseritten zengin lipoproteinler hızlı şekilde lipoprotein lipaz enzimi ile hidrolize edilerek serbest yağ asitlerine (FFA) ve gliserole dönüştürülür.
Serbest yağ asitleri; hücrenin enerji kaynağı ve lipid biyosentezinde substrat olarak kullanılmalarına rağmen damar endotelyumuna bağlanarak endotel hücre disfonksiyonuna ve köpük hücre oluşumuna neden olan temel faktörlerdendir.
Lipid hidroperoksit radikalleri aracılı oluşan LDL oksidasyonu aterosklerozun başlamasına neden olan temel mekanizmalardandır.
Ateroskleroz arterlerin iç duvarlarında yağlı plakların ortaya çıktığı ve daha sonra kan akımının bozulduğu bir arter hastalığıdır.
Ateroskleroz için tanımlanmış risk faktörleri arasında, genetik yatkınlık, beslenme ve yaşam tarzı, sigara kullanımı, yüksek kan basıncı, diyabet, dolaşımdaki yağ ve kolesterol seviyeleri ve kronik vasküler inflamasyon varlığını gösteren moleküllerin dolaşımda bulunması sayılabilir.
Kardiyovasküler hastalıklar dünyada temel ölüm sebeplerindendir.
Çok sayıda kardiyovasküler olaylar,
ateroskleroz oluşumundan sonra
oluşmaktadır.
Hiperkolesterineminin indüklediği atherosklerozda ve vasküler doku hasarında reaktif oksijen radikallerinin üretiminin artması ile oksidatif streste artma meydana gelmektedir.
Endotelyal disfonksiyon terimi; endotelyumun anti-inflamatuar ve anti-koagulan özelliklerinin değişmesi, makromoleküllere geçirgenliğinin artması, vasküler modülasyonunun azalması ve vasküler remodeling regülasyonunun bozulması gibi bir çok patolojik durum için kullanılmaktadır.
Bununla birlikte genel olarak bu terim damar duvarlarındaki NO biyoyararlanımının azalması ile endotele bağımlı gevşemenin bozulması olarak ifade edilmektedir.
Çok sayıda insan çalışmasında endotelyal disfonksiyonun ateroskleroz oluşumunda hazırlayıcı faktör olduğu gösterilmiştir.
Endotelyal disfonksiyon, yüksek kan basıncı, viral enfeksiyon, toksinler ve plazmada yüksek seviyede bulunan glukoz, kolesterol ve homosistein aracılı olarak kan akımında oluşan problemler ile birlikte artan mekanik hasar nedeniyle oluşmaktadır.
Aterosklerotik lezyonlardaki LDL’nin, lipid peroksidasyon ürünlerini içerdiği buna karşın bu molekülün sağlıklı damar hücrelerinde olmadığı gösterilmiştir.
Ayrıca atherosklerotik hastalığı olan hastaların plazmalarında yüksek oranda okside olmuş LDL ve buna karşı oluşan antikorlar bulunmuştur.
Düz kas hücrelerinde ve makrofajlarda kontrolsüz lipid ve kolesterol birikiminin köpük hücre oluşumuna yol açtığı ve aterosklerotik plak olumunun progresyonunda rol oynadığı bilinmektedir.
Hiperlipidemi ve hiperkolesterinemi kardiyovasküler risk faktörleri arasında en çok üzerinde durulanlardandır.
Özellikle popülasyonda sıklıkla görülmesi kolesterol düşürücü ilaçların sıklıkla kullanılmasına yol açmaktadır.
Ancak kolesterol düşürücü ilaçlar karaciğer ve kas dokusunda ciddi yan etkiler oluşturabilmektedir.
Bu nedenle kolesterol düzeyini etkin bir şekilde düşürürken yan etkisi olmayan doğal metotların geliştirilmesi önem kazanmış ve Exodex Tablet geliştirilmiştir.
Yüksek konsantrasyonda açlık plazma trigliserit (TG) seviyeleri yemek sonrası (postprandial) TG’den zengin lipoproteinlerin birikimini artırır.
Sağlıklı kişilerle; tip II diyabeti olan hastaların açlık plazma TG seviyeleri karşılaştırıldığında, diyabetik hastalarda postprandial lipidemi daha yüksek bulunmuştur.
Postprandial dönemde TG’den zengin lipoproteinlerin seviyelerindeki artış yine bu dönemdeki insülin konsantrasyonu, insülin rezistansı ve hiperinsülinemi ile belirgin artış göstermektedir.
Bu mekanizma tam olarak bilinmemekle beraber indirekt olarak insülin rezistansının ve/veya hiperinsülineminin hepatik VLDL-TG sekresyonunu uyarmasına yol açtığı ve bunun açlıkta TG havuzunun büyüklüğünü artırarak postprandial lipidemiye neden olduğu düşünülmektedir.
Bazen plazma lipoproteinleri insülin yokluğunda normalin üç katı artarak total plazma lipid konsantrasyonunu artırırlar.
Bu yüksek lipid konsantrasyonu ağır diyabeti olan kişilerde hızla
atheroskleroz gelişmesine neden olur
Kenciah ve ark. 2002 yılında yaptıkları Framingman kalp çalışmasında; obezitenin hem erkekte hem de kadınlarda kalp yetmezliği için önemli bir risk faktörü olduğunu belirtmişlerdir.
Yüksek enerjili ve yağ içeriği fazla olan yiyeceklerin tüketilmesi ile fazla miktarda kalori alınımı vücudun yağ depolarının artmasına neden olmaktadır.
Obezite; normal vücut kitle indeksinin (BMI,vücut kitle indeksi 27 kg/m2 ) %20 oranının üzerinde olma durumu olarak tanımlanır.
Santral obezite; abdominal obezite (omental ve para-intestinal bölgede yağlanma), erkek tipi, viseral obezite olarak da tanımlanmaktadır.
Yapılan epidemiyolojik çalışmalarda, bundan farklı olarak gelişmekte olan toplumlarda sosyoekonomik durumu
alt seviyede olan kişilerde ve
gelişen toplumlarda ise
yüksek sosyoekonomik gruptaki kişilerde
enerji alımı ile fiziksel aktivitasyonla
enerji harcama arasındaki dengenin
bozulması ile obezite görülme
olasılığının arttığı gösterilmiştir.
Obezite gelişmiş ülkelerin temel sağlık problemlerinden biridir ve obezitenin diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, kanser gibi kronik hastalıkların gelişimi ile ilgili risk faktörü olduğu ifade edilmektedir.
Obezite ;
glukoz toleransının bozulmasına,
hiperinsülinemi,
tip II diyabet,
dislipidemi ve
hipertansiyon
malignite
ömürde kısalma
oluşumuna katkıda bulunur.
BMI 25-34.9 kg/m2 arasında olan erkeklerde bel çevresi 102cm’den fazla, kadınlarda ise 88 cm’den
fazla ise obezite ile ilgili
kardiyovasküler hastalık oluşma
riski belirgin olarak artış göstermektedir.
Bununla birlikte bel/kalça oranı
erkeklerde 0.95’den
kadınlarda ise 0.85’den fazla ise
klinik olarak santral obezite olarak ifade edilir ve bu kişilerde koroner arter hastalık oluşma riski yaklaşık üç kat daha fazla olduğu saptanmıştır.